SİSYÖNHer işletmenin günlük işlerini yürütmek amaciyle kullanmakta olduğu birtakım araçlar, aktiviteler, yöntemler ve iş yapış şekilleri vardır. Bütün bu araç, yöntem ve eylemler, zaman içinde yöneticiler tarafından oluştırılmuş, kendiliğinden oluşmuş, öğrenilmiş, örnek alınmış veya çeşitli çevresel baskılar veya telkinlerle edinilmiş olabilir.
Çoğu işletmenin yaşamı boyunca, belirli dönemlerdeki acil ihtiyaçları karşılamak üzere işletme bünyesine eklenmiş olan ve sayıca hiç de az olmayan bu aktivite ve süreçler, genellikle belirli bir “düzen” içinde yaşamlarını sürdürürler.
Ancak işletmenin stratejik hedefleri (tabii eğer varsa), çevresel faktörler ve işletme bünyesindeki mevcut olanaklar veya kısıtlamalar bir bütün halinde değerlendirilmeden bünyeye katılan bu unsurların oluşturduğu düzene “kara düzen” demek hiç de yanlış olmaz.
Evet bu işletmelerde gerçekten de bir “düzen” vardır. Ancak yakından bakıldığında yeterince etkin, verimli ve hatta ekononomik de olmadığı görülen bir düzendir bu. Ve çoğu zaman da kendini her türlü değişimden “koruyan”, büyük ölçüde gelişmeye kapalı ve sonuç itibariyle de işletmeye zarar veren bir düzendir.
Evet, çarklar dönmekte, işler bir şekilde yürümekte ve gün kurtarılmaktadır. Ama böyle bir düzen, işletmenin az kaynakla çok ve iyi iş yapabilmesine, iş ve özel yaşamda yirmibirinci yüzyılın en temel özelliklerinden biri olacağı apaçık olan değişime ayak uydurabilmesine ve rakiplerden sıyrılıp öne geçmesine, kısaca başarılı olabilmesine, maalesef yetmez.
Tüm bunlar için gerçek bir düzen yani bir SİSTEM gereklidir. İşletmenin başarısı için, olabildiğince geniş bir bakış açısıyla, yine olabildiğince çok sayıda iç ve dış etkenin hesaba katılması ile stratejik hedeflerin gerçekleştirilmesine yönelik olarak kurgulanmış, dişlileri gerektikçe temizlenip yağlanan, ara sıra aksayan parçalarının bütünün çalışmasını engellemediği, gerçek bir SİSTEM gereklidir.
Hedefe odaklı ve böylesine mükemmel işleyen sistemleri kurmak, yeni kurulmuş ve göreceli olarak küçük işletmelerde çok daha kolaydır. Çünkü bu şirketlerde gelişmenin en büyük düşmanı olan, “yamalı bohça” şeklinde büyümüş ve kendini değişime karşı inatla koruyan bir “kara düzen” henüz yeterince oluşmamıştır.
Hangi hedeflere nasıl ulaşabileceğini bilen bilinçli ve kararlı yöneticiler ve iş sahipleri, geniş açılı bir vizyona sahip, işletmeyi ve çevresini analitik ve objektif olarak gözlemleyebilecek, mevcut ve gelecekte ortaya çıkması olası fırsat ve sorunlara proaktif olarak çözümler önerebilecek profesyonellerden yararlanarak, makul bir sürede ve çok da zorlanmadan sağlıklı bir sistem oluşturabilirler.
Oluşturulacak bu sistemin kalıcı ve uzun ömürlü olabilmesi için, kurallara ve standartlara dayalı, ancak değişime ve gelişmeye açık olabilmesi açısından da esnek ve ölçeklenebilir olması da son derece önemlidir.
İşte bu özelliklerde, teknoloji ve yeniliklerden de destek alarak gücünü kat kat arttırmış, fırsatlara hızla yanıt verebilen, buna karşılık iç ve dış sorunlardan en az etkilenen, hem günlük operasyonel süreçleri, hem de kısa veya uzun vadeli tüm kararlarında, iyi düşünülmüş, sağlam stratejik hedeflerin gözetildiği işletmeler, yirmibirinci yüzyılın iş dünyasının başarılı işletmeleri arasındaki yerlerini alacaklardır.